Karşılaşmalar: 2025

2025 ajandasını rafa kaldırmadan şöyle bir karıştırıp hafıza tazelemek istiyorum. Gerçekten kimi zaman beş asır öncesindeki daracık bir zaman diliminde yaşananlara -evrakın izin verdiği ölçüde- gün be gün odaklanan zihnim bugünden iki hafta öncesini yakalamakta zorlanıyor. Karşılaştığım insanlar, okuduklarım, dinlediklerim, seyrettiklerim... Yankılar kubbeye ulaşmıyor. En azından bir "yıl sonu yazısı" yazmayı ve her sesi olmasa da kimi sesleri bir kavanozun içine hapsetmeyi isterim. "Yılın enleri listesi" hazırlama cüreti gösterecek kadar fazla karşılaşma yaşamadım, karşılaşmalar da kuramadım. İşten güçten, öğrenimden geriye kalan vakitte hasbelkader vuku bulmuş karşılaşmalardan hatırda kalanlar. Son derece şahsi, yılın karşılaşmaları "ödülleri"...

Güneşin hareketleri. Acâibü'l-mahlûkât, 16. yy.
Yılın Şiir Kitabı

Nihat Azamat, Ten Yükünün Sarhoş Tellalı, Dergâh Yayınları, 2025

Ne isim ama! Bu yıl çıkmış kitaplardan en tatlı karşılaşmam, Nihat Hayri Azamat'ın şiir kitabı ile oldu. Azamat Hoca'yı 15. yüzyıla ait bir Anonim Osmanlı kroniğini neşrinden bilir ve Marmara'daki Osmanlıca derslerinden hayal meyal anımsarım. Facebook'ta da haiku'larını kalenderce paylaşırdı. Okurunu yormayan, okurun çağrışımı yormasına alan açan kısacık şiirler. Zamanenin derviş nefesleri, çöğürcü deyişleri. 

"Emir geldi yukarıdan / maske tak / mesafeye dikkat et / ve kapan / kapandık / kapandık / dünya / baştan başa kapandı / bir kapana yakalandı insanlık / ve kapandık / hem de ne kapandık / maskeleri düşüyor / maskelerimiz düşüyor şimdi / kapancılar aranacak artık / sonrası iyilik sağlık."


Yılın Araştırması

Clive Foss, Osmanlılardan Önce Osmanlı: Kuruluşun Coğrafyası (The Begginings of Ottoman Empire), çev. Doğan Mert Demir ve Mehmet Hakan Kekeç, Ketebe, 2025

ABD Georgetown'dan emekli -sanırım, kitaptaki biyografide bilgi yok- tarihçi C. Foss, kuruluşun coğrafyasını adımlayarak Osmanlı tarihinin 15. yüzyılda oluşan tarih yazım literatürünün bir sağlamasını yapıyor. 1999'da Halil İnalcık'ın TRT'de yayınlanan Osmanlı Devleti'nin Doğuşu belgeselinde de benzer bir "adımlayarak tarih yazma" çabası vardı, Âşıkpaşazâde (ö. 1484?) tarihçesinden okuduğu su pınarının adını köy kahvesinden ihtiyarlara soruyor, sonra bir büyücü gibi şıp diye buluyordu. Hoca bunu bölgeden üniversitelerle akademik çalışmalara dönüştürmeye çalıştığını da bu belgeselde söylemişti. Sonradan bu çalışmaların akıbeti ne oldu bilmiyorum. 

Nihayet Bay Foss bu konuda 2022'de bilimsel bir yayın yapmış ve bu yayın da 2025'te Türkçe'ye çevrilmiş. Kitap, Osmanlıların kurulduğu bölgeden çok sayıda fotoğraf içeriyor ve araştırmacının malzemesi çoğun 15. yüzyılın Türkçe kronikleriyle eşleşiyor. Foss, Türkçe kroniklerde verilen kuruluş mekânını neredeyse tümüyle doğrularken, olaylar dizimini de Bizans kronikleriyle mukayese ederek aman vermeden eleştiriyor, Osmanlı tarihinin bir "kara delik" olduğunu söyleyen kimi seleflerini tekrarlıyor. "Osmanlıların Moğollar tarafından yere serildiği" yönünde; kaynağını, yerini ve yılını vermediği bir bilgiye birçok kez değiniyor. İlk dönemde Osmanlıların gerçekten -mağlup Selçuklulara bağlılıktan ötürü olmalı- İlhanlılara vergi ödedikleri bir hesap defteri ile doğrulanıyor, ancak bu kadar "tez-kurucu" bir harp nerede ve nasıl geçiyor, belirlenmeli. Bu bahsin üstünkörü geçilmesi kitabın en düş kırıcı yanı. İşi bir cümlede özetleyerek şapkadan tavşan çıkarmayı da ihmal etmiyor yazar: "Osmanlı başarısı iyi liderliğe ve konjonktürel şansa dayanıyordu." (s. 318).

Kötü kelime şakalarını ölümüne severim, hele ki naz çeker bir muhatabın yüzünde kalan o ekşimsi tadı. Foss için şaka yapmayacağım, çünkü yazar yürek işi güç bir metot seçiyor, yazı ile taşı-toprağı kantara vuruyor. Onun giriştiği gibi bir araştırmaya girişmek hayal bile edemeyeceğim bir "kahramanın yolculuğu" olurdu benim için. 


Ayfer Karakaya-Stump, Osmanlı Anadolusu'nda Kızılbaş Alevileri: Sufilik, Siyaset ve Toplumsal Kimlik, çev. Özkan Akpınar, İletişim Yayınları, 2025

Buraya okumadığım ama karşılaştığım bir kitap almamın mazereti var: Yazarın bu kitabının önceli olan, Bilgi Üniversitesi Yayınları'ndan 2015'te çıkan Vefailik, Bektaşilik, Kızılbaşlık kitabını okudum ve yazarın her iki kitabını da kapsayan bir konuşmasını dinleme şansı buldum. Ayfer Hoca tezini Fuat Köprülü tezlerinin (Yazıya dayalı Yüksek İslam-söze dayalı Halk İslamı ikiliği ve İslamlaşmış Şamanizm söylemi) tam karşısına konumlandırıyor. Ona göre Aleviliğin pekala yazılı kaynakları var ve bunlar dedelerin aile arşivlerinde korunuyor. Elbette Hoca'nın daha başka kavramsal eleştirileri ve tarihçiliğin süregelen tanımlama sorunlarına önemli şerhleri var. Erbabına bırakalım. Fakat bir de dikkatimi çeken "Alici Sünnilik" gibi bir kavramı var Hoca'nın, -kitapta geçiyor mu anımsamıyorum- dört halifeyi de sayan ama Ali'yi fazilette hepsinden yukarı koyan bir ara form. Osmanlı seçkinleri arasında bu yaklaşımda az adam yok diye düşündüm; derleme Falname'sinde "Varlığın yokluğun düğümünü çözen / Vallah billah Ali Velî elidir." diyen, Sultanahmet Camii'nin bina emini Kalender Paşa (ö. 1616) mesela. Bu geçişken hudutlar beni çok ilgilendiriyor. 

Dizginlerini salıverdiğim çağrışımlar zihnimde dönedursun, Ayfer Hoca'nın yıllar yılı dijitalleştirerek bir araya getirdiği aile arşivleri (bu arşivlerde dedelerin türbe ziyareti anıları ve ucu Hz. Ali'ye varan şecereleri var) göz kamaştırıcı ve böyle bir hazinedarlığa ne kadar gıpta edilse az.

Yılın Romanı

Memduh Şevket Esendal, Ayaşlı ile Kiracıları, Türkiye İş Bankası Yayınları, 2024 (Vakit Matbaası, 1934)

Bu yıl 2025'te çıkan Türkçe bir roman okuyamadım ancak Şubat ayında Ankara'daki beşinci senemi idrak ederken bu kentteki var oluşun ayak izlerini görebileceğim bir şeyler okumak istedim. Kitabın ortasında Kuğulu'dayım, bir termos çay, kulaklıkta Kalben'in Yara'sı çalıyor (fena bir hâl). Bu dip dibe yaşayışı okurken boğuldum, bir damın altında birden çok kafa, herkes birbirinin derdiyle meşgul. Fakat şu da var ki oyalanıp gidiyorlar, pek yalnızlık çekmiyorlar. Bu sırada yan komşusunu tanımayan ben... Tabii bence bundan tek başıma mesul değilim. Bazen bu şehirde herkes birbirinden sır saklıyor gibi geliyor. Belki mutluluğun sırrı bu kıskançlıkla saklanan; belki içerdeki bir tiftik, bir foya, bir falso... Bir tebessüm, selam verirken başın hafifçe öne eğilmesi maskeyi düşürebilir. Dev kamu binalarının gölgesi güneşi bulutlandırıyor, politikanın tozu dumanı nihayet teneffüs ediliyor. Burada yaşamayı giderek daha az seviyorum galiba. Yine de kısa bir sürede keşiş misali bir dağa uzanabilmek güzel.

"- Ne isteyecektin? / - Şey diyordum, ben diyordum ki, beni bir işe kosanız! / - Ne gibi işe? / - Şimdi her yerde kadınlar çalışıyorlar. Bizim oturduğumuz mahallede kaç hanım varsa hepsinin işi var. Dairelere gidiyorlar. / - E, giderler ya! / - Ben daktilo olmak istiyorum. / - Ha, güzel! Makinede çalıştın mı? / - Çalışmadım ama, çabuk öğrenirim. İrfan Hanım bana makinesini verecek. / - Yeni yazıyı biliyorsun elbette? / - Biliyorum. Gazeteleri okurum. Yazamıyorum ama, makineyle olsa yazarım. / - E, pekâlâ, sen makineye çalış, öğren, yazmaya başla, sonra bakalım, bir yer açılırsa imtihan verir, girersin. / - Siz söyleseniz, imtihansız almazlar mı? Onlar beni alsınlar, ben öğrenirim. / - Ben söylesem de almazlar ya, ama ben de söylemem. / Durdu. Biraz düşündükten sonra / - İltiması olanları alıyorlar, dedi. Herkes söylüyor! / Hayır almazlar diyemedim. / - Bilmem, dedim belki alıyorlar. Ben senin istediğin gibi iltimas edemem. Elimden gelmez. Sorarsın, kimler böyle iltimas ediyorlarsa, onlara gidersin. Başkalarına yaptıkları gibi sana da yaparlar... / Ah, ne olurdu bu kadına diyebilseydim ki, “Ne ben yaparım ne de başkası yapabilir.” Denilmiyor. Ben yalnız kendi payıma söyledim. Kadın sustu, sıkıldı, ben de sıkıldım. Düşündüm: “Acaba ben bu kadının işini yapabilir miyim?” Bu, daktiloluk bilse de gene yapamam. Benim yaradılışımda yok."

Yılın Çevirisi

Edward Wilson-Lee, Suyun Üzerindeki Tarih (A History of Water), çev. Kadir Annak, Selenge Yayınları, 2025 ve Rebecca Struthers, Bir Zaman Yolcusu (Hands of Time), çev. Mehmet Ali Kaba, Kairos Yayınları, 2025.

Henüz okuyamasam da bu yıl çevirmenleri tarafından nezaketle masama bırakılmış iki çeviri kitapla karşılaşmamdan söz etmem gerekir. Birincisi Nisan ayında çıkan, Suyun Üzerindeki Tarih; roman sever bir tarihçi için biçilmiş kaftan. Bir cinayet öyküsü üzerinden Avrupalıların deniz yoluyla ulaştıkları diyarlardaki harikaları nasıl yanlış yorumladıklarını öyküleştiriyor. Kadir bunu bin yıldır falan çeviriyordu, nihayet bu yıl yayımlandı. Elleri dert görmesin. Eylül'de çıkan Bir Zaman Yolcusu ise bir saat ustasının zaman üzerine eğildiği, saatin sadece zamanı değil insanlığı da değiştirdiğini öne süren bir anlatı. Mehmet Ali saat ustası gibi çalıştı, şahidim. Zaman meselesi de önceki çevirisiyle (J. W. Dunne, Zaman Üzerine Bir Deneyberaber üzerine yapıştı. Tezini de Puslu Kıtalar Atlası ve Dunne'nin zaman yorumunun bakışımı üzerine yazıyor. Artık bir zaman romanı yazar.


Yılın Filmi

Guillermo del Toro, Frankenstein, 2025 ve Frenkenstein: Anotomi Dersi, 2025

Del Toro nasıl cinleri kuvvetli bir şamansa eski hikâyelerin ruhunu alıyor, yeni bedenlerle onları diriltiveriyor. Daha önce stop-motion tekniğiyle çektiği Pinokyo'ya (2022) da yeni ve modern bir ruh vermişti. Bilindiği gibi Mary Shelley'in bu yazılı abidesi (1818) defalarca görsel anlatıma uyarlandı. Çoğunda ürpertici görünen Frenkenstein yaratığı, burada da her ne kadar yabanıl görünse de içten içe sevecen ve latif bir görünüşe sahip. Del Toro hikâyenin sonuna biraz Yeşilçam havasında bir arınma sahnesi eklese de eser yılın en önemli görsel karşılaşması oldu benim için. Açıkçası o Ponokyo'yu Mussolini İtalyasına (1922-1943) götürerek nefis bir buluş yapmıştı, burada öylesi bir buluş yok.

Belki Frankenstein için realist bir yorumu Çağan Irmak denedi (2023, Yaratılan). Fakat onun eserinin hem görsel hem anlatısal niteliği biraz yaraşanın gerisinde kaldı. Üstelik işin sihirli yanını, parçalardan bir bütün yaratma gaddarlığını, eski bir bedeni yaşama döndürme olarak güncelledi, sanki ayrımı kaçırdı. Fakat Frankenstein bir Âdem, bir Prometheus öyküsü. Tanrı'nın yerine insanı koyduğunda işlerin nasıl sarpa sardığını da gösteriyor. Bu bakımdan bir oyun hamuru gibi defalarca kez uyarlanacak, uyarlanmaya değecek bir kurucu eser. Del Toro adaptasyon zanaatını harika biçimde yapıyor ve hikâyenin kötü adamını Victor, mazlum ve kahramanı da canavar olarak tadil ediyor.

Filmin kamera arkasının anlatıldığı Anatomi Dersi'nde eserin görsel tasarımından, oyuncuların rollerine hazırlanmasına ve Del Toro'nun öyküye nasıl manyakça kafayı taktığına şahit oluyoruz. Şaman yaratıcı dediğim büyük sanatçılar böyle takık oluyor! Belgesel "kesip biçmeyi" sevenler için harika bir rehber. 

Del Toro'nun tutkusuna ve böylesine bir tutkunun mübah sayıldığı iklimlere gıpta ile bakarken yılın en bayağı twitter tartışmasının Frenkenstein üzerinden çıktığını anımsıyorum. Twitter'ın (batıl adıyla X) en kendi hâlinde kullanıcılarından biri olan çizer, video oyun tasarımcısı CinnamonChuck, arasına onlarca post-it yapıştırdığı Frankenstein romanının fotoğrafını paylaştığında, bir lüzumsuz ve onun ardına takılmış yüz binlik bir sürü tarafından alay yollu linç edilmişti. "Bir Frankenstein'in arasına ne not almış olabilirsin ki güldürme vb." tarzı süfli birkaç lakırdı. Cinnamon yanlış hatırlamıyorsam tüm naifliğiyle "karşılaştırılabilir buldum" gibi makul bir yanıt vermişti. İşte Del Toro'nun ya da şaman yaratıcı kafasının çalışma tarzı ve bir eçhel güruhunun bu gibi benzer yaratımların daha tohumlanma aşamasında tarlayı nasıl talan ettiği...

Yılın Dizisi

Gaber Rotter, The Beast in Me, 2025

Aslında en iyi karşılaşma Adolescence (Philip Barantini, 2025) diyebilirdim, kanımı çeken realizmi nedeniyle demiyorum. Biraz kurgu izlediğimi anladığım, işin sonunu hızlıca bağlayan, kolay tüketilir ama bir yandan derinlemesine bir yön bulduğum The Beast in Me'yi not etmek istedim. İşleri kötü giden travmatik yazar Aggie Wiggs, cinayetle suçlanan iş adamı Nile Jarvis mahallesine taşındığında onun "objektif" biyografisini yazmaya yönelir. Fakat hayatta olan birinin müdahalesi varken bunu yapmak ne denli mümkün olabilir? Ki pek olamıyor, işler sürekli karmaşıklaşıyor. 

Tarih yazmak da böyle bir şeydi herhâlde diye düşündüm. Çoğu tarihçi/vakanüvis Nile Jarvis'den daha kanlı hamilerin şaşaalı ve kutsanmış hayatlarını yazdılar. Ancak çok azı onların günahlarını açığa vuracak yüreğe sahipti. Günümüz için gazetecilik bu tarihçiliğin, vakanüvisliğin yerini aldığına göre, yaşayan insan hikâyeleri yazmanın, güç sahiplerine dokunmanın ne denli yürek işi olduğunu düşünüyorum. Bilmem kaçıncı kata zorla çıkarılmış, sıkıştığı kıyıdan hayatını yazdığı öfkeli hamisinin gözlerinin içine bakan yazarın çehresinde o korkuyu daha bir yakından gördüm ve izlediğim şeyin ucuz bir kurgu olduğu bilincinden hiç çıkmamanın konforunu yaşadım.

Yılın Minyatürü

Murat Palta, "Essence of Life", Serious But Vivid, Temmuz-Ağustos 2025 , X-ist

Temmuz ayında bir sebeple barikatlar kurulmuş Taksim'deki sergiye labirentlerden geçerek gittim. Eserler video oyunları ve dizi-film kültürüyle olduğu kadar hemen görüş mesafesindeki sokakla da sıkı temas hâlindeydi. Sahneler, sokağın uzantısı olacak biçimde tasarlanmıştı. Hem güncel hem tarihe kayıt düşen doğurgan bir yaklaşım. Buradan Essence of Life, o günü anlatan ve tarihe kayıt düşen en güzel karşılaşma.


İsimsiz Nakkaş, Saba Yeli, Tercüme-yi Acâibü'l-mahlûkât, Zekeriya Kazvinî'den Türkçeye çev. Surûrî, 16. yy. Oxford Bodleian Ktp. MS. Turk.d. 2, s. 101b.

Yılın zamansız minyatürüyse bu yıl keşfettiğim Saba yeli minyatürü. Seher vakti esen bu ılık ve tatlı rüzgâr neden bir canavar gibi resimlenmiş dersiniz? Lacivert bir surat, derin bir nefes veriyor, ardına yavruağzı bulutları derlemiş. Aldanmayın siz onu şairlerin övdüğüne. Güneş olmayınca onun dahi nefesi soğuktur işte. Devrin kozmoloji anlayışına göre şöyle anlatılmış bu dört rüzgâr:

1. Şimal: Kuzeyden esen soğuk ve karasal bir rüzgârdır. Doğumu artırır, doğanların çoğu erkek doğar. 2. Cenub: Güneyden, dar dağ geçitlerinden şiddetle eser. Güneşle ısınır, sıcak ve nemlidir, yağmur getirir. Sağlığa faydalıdır, zihni açar, rengi saflaştırır, duyuları iyileştirir, şehveti harekete geçirir, doğum çok olur, doğanların çoğu dişi doğar, bedeni yumuşatır, insanı tembelleştirir, görme ve işitmeyi zayıflatır, ağaçların meyve vermesine yardımcı olur. Bazı yerde de zararlıdır, sevilmez. Araplar çok sever. 3. Sabâ: Doğudan esen mutedil, ılık bir rüzgârdır. Özü soğuktur ama güneşle birlikte ılıklaşır, kara ve denizi ısıtır. İnsana tatlı gelir, uyku getirir, hastaları rahat ettirir, gamlılara sevinç verir ve duyulara iyi gelir. Şairler övmüştür. 4. Debur: Batıdan esen sıcak bir rüzgârdır. Saba'ya zıttır.

Yılın Müziği

Nun Sultan ve Sagopa Kajmer, Sussan da Olur, Melankolia, 2025

Sagopa Kajmer'i dinlemeyi eskide bıraktım zira ruhuma iyi gelmiyor, fazla karanlık var içinde. Sesin sahibine karşı da pek bir ilgim kalmadı, belki yaşadıklarından. Ama bu sene biz Yapay Zekâ çağını konuşaduralım, ergenken eski eşiyle yaptığı düetlerle tanıdığım bu eski söz ustası kadın sesine sahip bir yapay zekâ şarkıcı (Nun Sultan) yaratıp onunla düet yaptı. Herhâlde dünya üzerindeki ilk deneyişlerden biri. İşin beni ürperten yanı, eser fena olmadı. Ürperten diyorum çünkü ben de bir gün sadece kendi yarattığım bir yapay zekâ türeviyle kendini beğenmişlikle örülü firavunesk bir monoloğa sıkıştığım bir distopyadan fena hâlde korkarım.

Yılın Oyunu

Hazelight Studios, Split Fiction, 2025

Edebiyattaki üstkurmacayı bir başka arkadaşla paylaşabileceğiniz çok keyifli bir oyun deneyimi hâline sokmuş Hazelight. Kendi hayal güçlerinin simülasyonunda mahsur kalan iki kadın yazar Mio ve Zoe'yi canlandırdığımız oyunda gâh Orta Çağ'dayız gâh bir fütüristik uzay sahnesinde. Hayal gücü tek kişilik bir dünya değil, diğer oyuncu arkadaşınızla kurduğunuz müşterek bir evren. Yazarlık bir deli-dahi zanaatı değil, bir müzakere işi. Bu oyunda bir başkasıyla iş birliği yapmak zorunda olmamız başlı başına düşündürücü. Aynı anda aynı doğruyu yapmak yetmiyor, birbirinin eksiğini tamamlamak gerekiyor. İyi bir arkadaşlık, aynı hikâyeyi yazmak değil, hikâye sonlandığında birbirini kaybetmemek.

Yılın Kelimesi

Aptal Puma

Belki birkaç yıllık bir tabir ama ben bu yıl öğrendiğim "Aptal Puma"yı seçtim. Pumalar enerjisini avına değecekse harcar. Aptal puma ise benim gibi getirisiz işlerin peşinde koşanlara deniyormuş. Gerçekten itiraf etmeli, çok keyif alsam da bir ucundan tuttuğum kültür işleri, minyatür yayınları, hatta edebiyat ve bilimle uğraşmak gibi "ulvi" şeyler, hepsi bu sendroma giriyor benim durduğum yerde. Umarım bu aptal/abdal yolda devam edip de gelecek yılın kelimesini "kalendermeşrep" olarak tayin etmem (ya da ederim ya, hayırlısı).

Chat GPT "Aptal Puma"yı böyle düşledi.

*
Dünya küresinin hızla ikiyüzlülük ve bayağılık çukuruna yuvarlandığı bir yıldı. Kendimiz kalabildiysek aferin. İlham ve ikrah, bulantı ve inşirah, her şey askıda ve muallak... Sağ esen geçtik, eriştik bu yana, şükür diyelim. Gelecek yıl daha nazik olsun dilerim. Saadet kapısı yüzünüze açılsın, başınıza devlet kuşu konsun, kötü niyetlilerin kıçları kaşınsın da elleri artlarına yetişmesin. Namerde muhtaç olmayalım. Okuyanlara yeni miladi senenin huzur ve neşe getirmesini dilerim.

Emre

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Falnâme: Osmanlı Usûlü Minyatürlü Falınız

Osmanlı Usûlü Burcunuz ve Mesleğiniz